Son günlerde Orta Doğu'da yükselen gerginlik, özellikle ABD ve İsrail'in İran’a yönelik askeri operasyonlarıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Her iki ülkenin stratejik hedefleri doğrultusunda gerçekleştirdiği bu adımlar, hem bölgedeki jeopolitik dengeleri etkiliyor hem de uluslararası ilişkilerde yeni bir kırılma noktasına işaret ediyor. Peki, bu aşamaya nasıl gelindi? Ve önümüzdeki dönemde bu gerginliğin seyrini değiştirecek müzakereler olabilir mi? İşte tüm bu soruların yanıtları.
Orta Doğu’da son yıllarda artan gerilimlerin temel sebeplerinden biri, İran’ın nükleer programı ve bölgedeki etkisini artırma çabalarıdır. ABD ve İsrail, İran’ın atom enerjisi alanındaki faaliyetlerinin askeri amaçlar güttüğünü savunarak, bu durumu uluslararası güvenlik için bir tehdit olarak değerlendirmektedir. Özellikle 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın (JCPOA) 2018 yılında ABD tarafından tek taraflı olarak iptal edilmesi, bu gerilimlerin artmasına zemin hazırladı. O günden bu yana, İran’ın nükleer faaliyetleri hızla devam ederken, ABD ve İsrail’in yanıtı da sert olmaktadır. ABD, İran’a karşı başlattığı ekonomik yaptırımlarla ülkenin bütçesini sarsmaya çalışırken, İsrail ise askeri operasyonlarla İran'ın müttefiklerine saldırılar düzenleyerek, bölgede daha fazla söz sahibi olmayı hedefliyor. Son birkaç ay içinde, İsrail’in Suriye topraklarında İran’a ait hedefleri vurması ve İran’ın da Hamas ile işbirliği yaparak İsrail’e saldırılar düzenlemesi, taraflar arasındaki çatışmanın boyutunu artırdı. Bu karşılıklı hamleler, uluslararası toplumda da büyük yankı uyandırdı.
Şu an itibarıyla, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırgan tutumları sürerken, uluslararası arenada müzakerelerin yeniden başlatılması için bazı çağrılar da gündeme gelmektedir. Avrupa Birliği’nin öncülüğündeki ülkeler, İran ile diplomatik ilişkileri güçlendirme ve nükleer müzakereleri tekrar canlandırma adına çabalar gösteriyor. Ancak ABD’nin sert tutumu ve İran’ın nükleer programını geliştirme çabaları, bu müzakerelerin başarılı olmasını zorlaştırıyor. Öte yandan, İran’ın başta Rusya ve Çin ile geliştirdiği işbirlikleri, ABD ve İsrail’in karşısında yeni bir güç dengelemesi yaratıyor. Bu durum, bölgedeki diğer ülkeleri de olumsuz etkileyebilir. Türkiye, Suudi Arabistan ve diğer Orta Doğu ülkeleri, gelişmeleri yakından takip ederken, bazıları gerginliğin düşmesi için arabuluculuk teklifleriyle ön plana çıkıyor. Ancak mevcut durumda tarafların durumu pek de iç açıcı görünmüyor. Gelecek dönemde yapılacak uluslararası toplantılar ve müzakereler, gerginliği azaltma adına önemli fırsatlar sunabilir. Ancak bu fırsatların değerlendirileceği, tarafların ne kadar yapıcı bir tutum sergileyeceğine bağlı olacaktır. Geçmişte yaşanan hadiseler, müzakerelerin zorluğunu gösterirken, her iki tarafın da masaya oturmayı istemesi halinde bir yol bulma ihtimali her zaman mevcuttur. Ayrıca, bölgedeki dengeyi sağlamak için diğer büyük güçlerin rolü de oldukça önemli olacaktır.
Sonuç olarak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonları, hem bölgedeki istikrarsızlıkları artırmakta hem de uluslararası ilişkilere yeni bir yön vermektedir. Tarafların gerginliği nasıl yöneteceği ve diplomatik çabaların ne şekilde ilerleyeceği ise önümüzdeki günlerde merakla beklenen unsurlar arasında yer alıyor. Orta Doğu, tarihsel olarak karmaşık ve değişken bir bölge; bu nedenle burada yaşanan her gelişme, yalnızca yerel değil, küresel anlamda da önemli etkilere neden olmaktadır.