Türkiye’nin doğu bölgelerinde meydana gelen büyük depremin ardından arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. Bu süreçte yaşanan acılar ve kayıplar, çoğu zaman bireyleri derinden etkiliyor. Ancak, bazen mevcut olan zor şartlar altında bile hayatta kalmanın ve direnmenin ne kadar önemli olduğunu gösteren hikayelerle karşılaşıyoruz. İşte, bu tür umut verici haberlerden biri, o felakete tanık olan Ali Can’ın hikayesi. Depremin 6. gününde, enkaz altında geçen süre boyunca yaşadıkları ve onun ardından yaşama dair duyduğu sevgi, bizlere birçok şey öğretiyor.
Ali Can, depremin olduğu gün, ailesiyle birlikte evlerinde oturuyordu. Aniden oluşan sarsıntılar, her şeyi yerle bir etti ve evlerinin duvarları üzerlerine yıkıldı. Ailesiyle birlikte olduğunun verdiği rahatlık, yerle birlik olan o korkunç gürültüyle bir anda yerini panik ve çaresizliğe bıraktı. Tüm çabalara rağmen, o an her şey o kadar hızlı gelişti ki ne olduğunu anlayamadı. Annesi ve babasıyla birlikte evlerinin enkazı altında kalmışlardı. İlk birkaç gün boyunca beşer duyulmakta ve kurtarma ekiplerinin gelmesini beklemekteydi. Ama zaman geçtikçe, bu durum Ali’nin hem fiziksel hem de psikolojik olarak mücadele etmesine neden oldu.
Yaklaşık 6 gün enkaz altında kalan Ali, yalnızca çaresizliğe teslim olmadı, aynı zamanda hayata tutunma mücadelesini sürdürebilmek için elinden geleni yaptı. Enkazın altında geçirdiği süre zarfında hem su hem de gıda bulmak için eşi benzeri görülmemiş bir dayanıklılık sergiledi. Yaşadığı stres ve korkuyla beraber, başına gelen olayı kabullenme süreci de oldukça uzun bir zaman aldı; ancak o anlarda bile, hayatta olduğu için kendini şanslı hissetti. Her ne kadar fiziksel olarak ciddi yaralar alsa da, ona hayatta kalma mücadelesinde motivasyon kaynağı olan en değerli şey, ne olursa olsun, yaşamını devam ettirebilme arzusuydu.
Nihayet, kurtarma ekiplerinin Ali Can’a ulaştığı an, zamanın nasıl geçtiğini unutturdu. Kurtarildiğindeki durum, gözlerindeki azmi ve dirençli duruşunu bir kez daha gözler önüne serdi. Kolunu ve bacağını kaybetmiş olan Ali, yaşadıkları karşısında pes etmek yerine, “Hala hayattayım!” diyerek tüm dünyaya güçlü bir mesaj vermeyi başardı. Bu sözler, sadece kendi yaşamına değil, aynı zamanda o ve onun gibi zor zamanlar yaşayan diğer bireylere de umut oldu. Ali’nin durumu, bu zorlu süreçte hayata olan bağlılığın, sevginin ve umudun ne kadar önemli olduğunu hepimize hatırlatıyor.
Şimdi, hastanede tedavi sürecine devam eden Ali, sadece fiziksel değil, duygusal olarak da toparlanmaya çalışıyor. Hayatının bu yeni döneminde, onu destekleyen ailesinin, arkadaşlarının ve kurtarma ekiplerinin yanında olduğunu bilmek, ona yeniden bir başlangıç yapma gücü veriyor. Hayatına dair planları, zamanla yeniden şekillenirken geçirdiği bu acı deneyimlerden çıkaracağı kişisel dersler var. Ali Can’ın yaşadığı travma, onu daha da güçlü bir birey haline getiriyor. Birçok hayata dokunabilme, cesaret verebilme umudunu taşıyor.
Ali Can, yaşam mücadelesinin yanı sıra, toplumda dayanışmanın önemini de gündeme getiriyor. Yaşadığı acı deneyimin ardından, başkalarına yardım edebilmek için harekete geçmeyi hedefliyor. Bütün bu yaşananlar, hayatta kalmanın ötesinde, bir toplumun birlik ve beraberlik içinde nasıl daha güçlü olabileceğini göstermektedir. Bu nedenle, Ali Can’ın hikayesi, yalnızca bir hayatta kalma mücadelesi değil, aynı zamanda sevgi, dayanışma ve umut adına da bir yolculuktur.
Bu tür hikayelerin toplum için ilham kaynağı olduğu gerçeği, bireylerin dayanıklılığını ve sosyal yardımlaşmanın gerekliliğini ortaya koyuyor. Ali Can’ın yaşadığı bu zorlu süreçte gösterdiği direnç, birlikte yaşamanın, birbirimize destek olmanın ve hayata dair umudun önemini güçlendiriyor. Bu nedenle, hayatta kalmak, sadece bu süreçten geçmekle değil; aynı zamanda bu sürecin ardında kalan yaşamı her yönüyle kucaklamaktır.