Son yıllarda artan kadına yönelik şiddet olayları, toplumun birçok kesiminde keder ve öfkeyle karşılanıyor. Ancak bazı vakalar, yaşanan trajedilerin boyutunu gözler önüne seriyor. Karşıyaka'da meydana gelen bir olay, işkence dolu bir hayat süren bir kadının son anlarını kapsıyor. Kadın, kocası tarafından sürekli şiddete maruz kalmış, bu dayanılmaz duruma son vermek için boşanmak istemişti. Ne yazık ki, boşanma isteği, onun için trajik bir sona yol açtı.
Ayşe, yaklaşık on yıldır devam eden evlilik hayatında içsel bir savaş veriyordu. Eşinin sürekli saldırgan tavırları, fiziksel şiddet ile birleşince onun hayatını çekilmez hale getirmişti. Arkadaşları ve ailesi, durumu fark ettiklerinde ona destek olmak istediler, fakat Ayşe’nin kararı her geçen gün zorlaşmıştı. Her an bir tehlike içinde yaşamak, psikolojik açıdan bir yıkım yaratmıştı. Bu durum onun yaşama sevincini neredeyse tamamen yok etmişti.
Bir gün, artık dayanacak gücü kalmadığını hisseden Ayşe, boşanma avukatına başvurdu. Fakat bu azmi, kocasının öfkesini daha da tetikledi. Kocasının kendisine karşı olan düşmanlığı arttı ve bu durumun ardından gelen saldırılar ise içinden çıkması güç bir kabusa dönüştü. Evlilik birliğini sonlandırma isteği, kocasının ruhunda bir kıyamet kopmasına neden oldu.
Boşanma süreci, Ayşe için büyük bir cesaret ve irade gerektiren zorluklarla doluydu. Kendi halinde yaşamak ve başına gelenleri geride bırakmak istese de, onun için bir kapı daha kapanmıştı. Kocası, Ayşe'nin bu kararını kabul etmeyerek, ona fiziksel ve psikolojik işkenceye devam etti. Yalnızca fiziken değil, ruhen de bitiren bu şiddet, Ayşe’nin yaşam gücünü neredeyse tamamen söndürmüştü. Her gün gözyaşları ve korkunun içinde kaybolurken, hayatta kalma arzusu giderek azalmıştı.
Bir akşam, Ayşe, boşanmak için hazırlık yaptığı sırada kocası tarafından şiddetli bir şekilde saldırıya uğradı. Olay yerine çağrılan sağlık ekipleri, Ayşe'yi hastaneye götürdü, ancak yaraları çok ağırdı. Aile ve arkadaşlar, son dakikalarında ona destek olmak için hastaneye akın ettiler. Ne yazık ki, Ayşe'nin hayatı, şiddet ve korkunun gölgesinde sona erdi. Bu olay, yalnızca onun için değil, tüm toplum için bir uyanış çağrısı niteliği taşıyor.
Ayşe'nin ölümü, kadına yönelik şiddetin ciddiyetini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bir kadının, kendi hayatına dair karar verme hakkının bu denli yok sayılması, toplumun gözü önünde yaşanan bir trajedi. Türkiye’de kadınlara karşı bu tür olayların meydana gelmesi, medyanın ve toplumun, bu konuya yeterince yoğunlaşmadığını gösteriyor. Kadınların yaşadığı şiddet ve ayrımcılıkla ilgili çok daha fazla farkındalık yaratılması, eğitim ve bilgilendirme çalışmalarının artırılması gerekiyor.
Sonuçta, Ayşe, cesaretini toplayıp boşanmak istemesiyle belki de birçok kadına ilham verecek bir örnek olmuştu. Ancak, onun hikayesi, intihar eden veya şiddet sonucu hayatını kaybeden başka kadınların hüzünlü mücadelesi ile birleşiyor. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesiyle birlikte, bu tür olayların yaşanması maalesef kaçınılmaz hale geliyor gibi görünüyor. Toplum olarak, bu tür öykülerin bir daha yaşanmaması için hepimize büyük sorumluluk düşüyor. Hayatını kaybeden Ayşe’yi unutmamak ve benzer trajedilerin önüne geçmek için sesimizi yükseltmekte kararlı olmalıyız.